Böyle kal Clientele

bandThe Clientele… İnsanların üzerinde ağır ağır ilerleyen, kimi zaman da üstüne çöken melankolinin ve eşine pek fazla yerde rastlanılmayacak melodilerin yoğunlaştığı bir bulut gibi adeta. Öyle ki, cızırtılı, evde kaydedilmişcesine ses kalitesi düşük şarkıları ve Alasdair Maclaen’in hüzün ve mutluluk ile karışmış, saatlerce söylese bile kendisinin yorulmayacağını düşünmemezi sağlayan rahat vokalleri bir çok kişi için the Clientele’nin eşşiz olmasının en bariz nedenlerinden. 1997 yılında Hampshire’da kurulmuş, daha sonra çalışmalarını Londra’da sürdürmeye başlamış olan the Clientele’nin davullarda Mark Keen, Basist James Hornsey ve gitar ve vokallerde Alasdair Maclean’den oluşan çekirdek kadrosuna son olarak çaldığı melodiler ve güzelliğiyle gayet hoş bir hava katan Mel Draisey’i de katıldı.

İlk ve belki de en güzel albümleri olan Suburban Light’ı yayınlamadan ve grup bugünkü kadrosuna kavuşmadan önce, 1991-96 yılları arasında, daha sonra The Relict’i kurmak amacıyla gruptan ayrılacak olan Innes Phillips ile birlikte, the Clientele o günlerde bugün bizlerin bildiği “clientele-vari” müziği oluşturma çabasındaydı. Kendileri 16 yaşlarında yaptıkları müzik ile bugün yaptıkları arasında çok büyük farklar olmadığını düşünüyor. Bu dönemi Hampshire’da geçiren grup elemanları 1997’e doğru Londra’ya yerleştiler.
Gruba bir isim vermeleri ise farklı bir hikaye. İlk başlarda 3 farklı isim etrafında dönerlerken bunlar arasında the butterfly collectors isminde karar kılacaklarmış fakat çevrelerindeki insanlar bunun biraz fazla “indie” kaçıcağını belirtmişler. Daha sonra Alasdair’in o zamanki kız arkadaşı the clientele ismini önermiş. Neden diye sorulduğunda da bu ismin Alasdair gibi gösterişli fakat bir o kadar da döküntü olduğunu söylemiş.

suburbanBir çok açıdan sürrealist ve hayalperest olan ve bunu şarkı sözlerine sonuna kadar yansıtan the Clientele, 2000 yılında ilk albümleri olan Suburban Light’ı çıkardı. İçinde bir tane bile boş şarkı olmayan bu albüm, aslında kült mertebesini zorlayan bir yapıya sahiptir. Lo-fi durumu yakın dönemde en iyi ifade etmiş bir albümdür ve bir İngiliz grubunun, daha da önemlisi the Clientele gibi alışılagelmiş lo-fi gruplarından farklı bir grubun böyle bir albümü yapması durumu daha da zevkli kılıyor. Bununla birlikte, sen eğer the Clientele’i ilk kez bu albümle dinler ve seversen, aldığın tadı çok az keşif veya ‘ilk dinleyiş’lerinle kıyaslayabilirsin. Rain, reflections after jane, joseph cornell, what goes up ve five day morning gibi tapılası şarkıların bulunduğu bu albüm ilk olarak Pointy Records etiketi altında çıkmıştır. Daha sonra bağımsız müziğin önemli plak şirketlerinden Merge ile anlaşan grup, kısa zamanda Amerika’da sadık bir dinleyici kitlesi yaratmayı başarmıştır (her ne kadar amerikalıların grubun ismini telaffuz edişi ingilizlerden biraz farklı olsa da grup elemanlarının durumdan memnun olduğu kesindir).

violetArdından, 2003 yılına geldiğimizde grup The Violet Hour albümünü piyasaya çıkarmıştı. İlk albümlerine kıyasla daha fazla enstrumantal kaygı taşır gibi gözüken fakat aynı kirlilikte bir kayıt kalitesine sahip olan bu albüm, grup için bugün müzikal açıdan geldikleri noktaya baktığımda tutarlı bir çizginin oluşmasına yardım etmiştir diyebilirim. Albüme ismini veren şarkının yanında, single şarkıları olan house on fire, when you and i were young, everybody’s gone ve haunted melody gibi melodik ve melankolik şarkılar albümün en iyi şarkılarından.

strangeİki yıl sonra üçüncü albümleri olan Strange Geometry‘i çıkaran grup, bu albüm ile birlikte ayrı bir popülarite kazandı. Çok büyük bir popülarite denilemez fakat önceki albümlerinden çok daha fazla indie pop’umsu ve kayıt açısından temiz olan bu albüm, grup elemanlarının konu olduğu makale, röportaj vb şeylerin sayısını oldukça arttırmıştır. Aynı yıl içerisinde tur sırasında ve kendi websayfalarından dağıtılmak amacıyla çıkartıkları It’s Art, Dad albümü ise bizlere çok farklı bir lezzet tatma şansı verdi. Bu albüm 1991-96 arası dönemde, yani the Clientele adını almadan önceki dönemde yaptıkları ve grup son şeklini alıp Londra’ya gitmeden kısa bir süre önce unutulmuş kayıtlardan oluşuyor.

godsaveStrange Geometry, grup için belli bir olgunlaşma sürecinde yapılması gereken bir albümdü. Aralarında benim de olduğum bir çok dinleyeni bir başka reflections after jane, bir başka Suburban Light bekliyordu ama grup o albümün geride kaldığını ve bir daha öyle bir şeyin ortaya çıkmasının pek olası olmadığını dile getiryordu. Albüm belki biraz fazla indie pop idi. Belki melodiler eskisi gibi bizi alıp götürmüyordu. Kayıtlar da artık çok daha temizdi. Bu olgunlaşma sürecinin devamı mı yoksa sonucu mu bilmiyorum ama 2007 yılında dördüncüüye albüm ile the Clientele tekrar karşımıza çıktı. God Save the Clientele isimli albüm belki birden fazla anlamda algılanabilir ama bizler tarafından amin şeklinde karşılanmıştır. Çok rahat bir albüm olduğu daha ilk şarkıdan belli oluyor. “Strangeometry” kaydedilirlerken tam olarak nasıl bir halde olduklarını bilmiyorum ama bunda bir çok şartlanmadan uzaklaştıkları belli oluyor. Bu albümde dikkatimi çeken önemli bir özellik, albümün suburban ya da violet gibi sonbahar şarkılarına ağırlık vermek yerine, daha çok ilkbaharı yakalayan şarkılar gibi durması. Bu açıdan albümün çıkış tarihi pek manidar gözükmüyor. Enstrumantal açıdan önceki albüm ile başlayan şekillenmenin devam ettiği bir çok şarkıda kendini hissettiriyor olsa da bir çok melodi Suburban Light’in güzelliğini animsatmayi da ihmal etmiyor. Ancak Taze üye Mel Draisey’in keman ve diğer yaylılar ile ortaya kattığı hava God Save the Clientele’yi önceki albümlerden daha farklı bir hale getiriyor.

İçine girildikten sonra çıkılması zor dünyasıyla, karizma adına çok fazla öğe barındırmayıp, sıradanlığın etrafında dizilmiş hislerimize duvar pası edasında eşlik eden, kendi halinde ama muazzam sözleriyle ve zaman zaman bu sözlerin akışını bir kenara bırakan ve bizleri şaşırtan melodik iniş-çıkışlarıyla the Clientele gerçekten özel bir gruptur. Kim ne derse desin en güzelinden bir sonbahar grubudur. God Save the Clientele ile içine girdikleri konum, duruş vs. umarım bozulmaz ve beşinci albümde de devam eder.

what goes up.mp3
joseph cornell.mp3
everybody’s gone.mp3

the clientele.co.uk
merge records.com
the relict.co.uk

~ yazan: baris Mayıs 1, 2007.

3 Yanıt to “Böyle kal Clientele”

  1. herkesi clientele’ci yaptın senin yüzünden ortalık clientele dinleyen sıkıcı kızlarla doldu. cıkcık.

    ama çok güzel yazmışsın.)

  2. Sujjettif sujjettif yaziyorsun. Kipapdıgudvork.

  3. haunted melody’yi dinliyorum şu an ve sonbahar da başladı. yani tam zamanında okudum yazını. :)
    bu gösterişli döküntüyü seviyorum.

Yorum Yapın